Bir Var Bir Yokmuş

Dünya algıladığın, gördüğün gibidir; hangi hissiyatla doldurursan içini o ruhla dolup taşar. Üzerine geçirdiğin rengârenk kılıflar değiştirmez karakterini, neyse odur; senin için varsa var yoksa yoktur. Hem var hem yoktur, ne kadar anlamaya çalışırsan anlamı o kadar çoğaltır o kadar uzaklaştırırsın kendinden. Sınırsız bir boşluğun içinde kendi kuyruğunu yakalamaya benzer bu. En yakın ama en uzak mesafedir de aslında. Kovaladığın için en uzak, sana ait olduğu için en yakındır. Anlamları belirleyense sadece seçimlerdir, seni oluşturan şey her neyse ve sana ne bahşettiyse onlar kılavuzluk eder seçimlerini yapabilmen için yönünü bulman konusunda. Ama en başta sana sunulanları, istesen de yırtınsan da değiştiremeyeceklerini ve değişenleri kabul etmek durumundasın. Sen varsın ve senle var her şey. Sen yoksan bir eksik değil, yok ki…
Dünya algıladığın, gördüğün gibi değildir; dünya hakkında öğrendiklerin ve bildiklerin sana kim tarafından nasıl aktarılmışsa onun anlamlandırdığı gibidir. Ne sen oraya aitsin ne de dünya senin kavramlarınla inşa edilmiştir. Bir başkasının dünya perspektifidir ve dolayısıyla hayaldir, hatta yalandır ve sen sorgulamadan o yalanın içinde yaşarsın; yorgun gözlerinle yaptığın alacalı bulacalı kılıfları dermansız ellerinle başkalarının onayıyla çok güzel olduklarını düşünerek dünyana uydurmaya çalışırsın. Her bir tarafını çekiştirip geçirmeye çalıştıkça içinde hem bir şüphe hem de bir umutsuzluk ezgisi sesi yükselerek çalınmaya başlar. Bir sorun var AMA NE?!!! İçeriden ve dışarıdan gelenin kavgasıdır gözlerinin, düşüncelerinin önünde yaşanan. Öyle bir patırtıdır ki öfke doğurur, o öfke ki gözleri ve kulakları yoktur. Yıkmaya, parçalamaya, bölmeye gelmiştir. Ruhunla bedenini ayırmaya, ruhunu yok etmeye, senin olanı senden koparıp alarak besler, büyütür kendini ve hâkimiyeti ele geçirir gölgelerin gücü adına… İşte o zaman dünya hem vardır hem yoktur, hem senindir hem de değil, gördüğün gibidir, değildir de; birinden biridir ama HANGİSİ? Bir öyledir bir böyle, bir uçtan diğerine koşturursun düşünce frekansları arasında, köşe kapmacalar oynarsın; öyle yorar ki bu seni halk dilinde buna ölü toprağı var üstünde denir. Ölü toprağı değildir o, yalan, olmayan bir dünyanın gölgesinin altında ezilmektir, güçsüz, çaresiz kalmaktır.
Bir açıklık her zaman vardır, insan eliyle yapılan hiçbir şey mükemmel olamaz çünkü, o açıklığı bulabilmek senin algı kapılarını ne kadar cömertçe ve korkmadan açabildiğine bağlıdır. O açıklıktan bir zerre havanın girmesine bile müsaade etsen, sana ait olan ama zorla inşa edilen hâkimiyetin gücünü kırarsın; dönüp arkana bakma cesaretini gösterirsen kapkaranlık, yaban, korkutucu bir orman olur göreceğin ya da bakmayıp zaten neler olup bittiğini anladığında gözünde canlandırır yoluna devam etmeye çalışırsın. Yorgun düşmüşsündür, toparlanman gerekir ve bir yol haritasına ihtiyaç duyarsın, ihtiyaç duyduğun şeyi bir şekilde çağırırsın kendine -ki ihtiyacın olan şey hep yanı başındadır zaten- ve rehberinle kaldığın yerden devam edersin yola. Olup biteni algılayıp gördüğünde daha da güçlenirsin. Güçlendikçe hareket kabiliyetin artar ve yine yeni dünyaya hoş gelirsin. Kendini galip hissedersin ama her zaman galip mağluptur aslında çünkü kazanç ya da kayıp yoktur. Varsa kendini yener kendin kaybedersin,  çünkü bir tek sen varsın ve senin algıladığın gibidir dünya.
 Sağ yanında ölüm sol yanında yalan yer alır, sen onların orda her zaman durduklarını bilerek devam edersin yola, ara sıra onlara danışman gerekir ki öyle olmasa da onlar varlıklarını hissettirir zaten sana. Evren sen düşüncelerinle var edebildiğin, var kıldığın için yaratılan en mükemmel şeydir. Dünyanın neye ihtiyacı varsa o sunulur hizmetine, kendini kandırmaktan vazgeçmen için üstüne felaketlerin yağdırılması hiç de adaletsizlik sayılmaz, asıl haksızlık isyan etmek, kendine acımaktır. Güzel olan dünya değil, dünyayı güzelleştiren düşüncelerdir.
Tüm bunları görebilmek değildir önemli olan, marifet bunu hissedebilmek, yaşatabilmek ve buna gerçekten inanabilmekten geçer. Asıl erdem kendini kandırmamaktan geçer. Kendini de dünyayı da gerçekte olduğu gibi algılamaya çalışmak onu ve dolayısıyla kendini sevmektir. Kendini sevmekse anlayabilmektir, kendin ve dünya hakkında her neyi merak ediyorsan… Anlamak için acele etmeye gerek yok zaten olması gerektiği seyirde ilerler her şey.
Sabırla dut yaprağı atlastan kumaş olur.

Bir Cevap Yazın