Evlendin mi? Geçmiş olsun!

     Efenim bendeniz yaklaşık 7 aydır evliyim. Evlilik hakkında yazabilecek yeterli donanıma henüz sahip olmadığımı düşünmekle birlikte, evliliğe dair üçüncü gözlerin yorumlarıyla bende bıraktığı izlenimler ve bu süreç içerisinde edindiğim çeşitli kanıların zuhuru da dökülmek istiyor satırlara. Gecenin bir yarısı uyku tutmayıp da sıcak yatağımdan kalkıp, aklımda uçuşan cümleleri toparlama isteği, boşalmayı bekleyen bir doluluğun eseri olsa gerek. Bu isteğe fazla direnmeden, üşengeçlik etmeden, bilgisayarın azizliğine uğrasam da, yılmadan klavyenin başında buldum kendimi.
     Evlilik hakkında ahkam kesmek niyetinde olmasam da, kimileri için ahkam niteliğini taşıyacağına dair şüpheleri de taşımıyor değilim. Ne de olsa yazacağım her şey olumlu ya da olumsuz yargılar barındıracak içinde.
     Evlilik meselesi, erkekler ve kadınlar açısından genel çerçevede farklı değerlendiriliyor. Edindinğim izlenimlere göre, ülkemizde, kültürümüzde evlilik, kadının kendini garantiye aldığı, erkeğin ise çeşitli ihtiyaçlarının karşılandığı bir müessese olarak görülmekte. Bu çoğu zaman erkek için, özgürlüklerinin kısıtlandığı anlamına da geliyor.  Bu çoğunluk sözüm ona, kadının yaşamını çocuk yapmak ve ekonomik anlamda rahat bir hayat sürmekten ibaret sayıyor.Evlendiğinizde, kadın naif cümlelerle tebrik edilirkken, erkeğe bıyık altı gülümsemesiyle bir geçmiş olsun çekiliyor. Bizzat yanımda, eşimin elini sıkıp “geçmiş olsun kardeş” diyen en az yirmi kişi gördüm.
     Sanırım, çoğunlukla erkeklerde oluşan bu kanı, (herkesi töhmet altında bırakmak istemem, en azından bu cümleyi kuranlara ithafen) sürekli almaya alışmış, vermekten, sorumluluk almaktan ödü patlayan, paylaşımdan nasibini almamış bir zihniyeti yansıtıyor benim gözümde. Almaya alışmış olan bu zihniyet, karşılığında hiçbir şey vermek istemediğinden, bir şeyin altına imza atma durumunu haliyle sakıncalı buluyor. Neyse onlar kalp kırmaya devamede dursun, ben geleyim asıl meseleye…
     İlişkiler… Her türden ilişki, karşılıklı gizli anlaşmaları barındırır bünyesinde. Şefkat, sevgi, muhabbet, ego tatmini gibi manevi beklentiler olabileceği gibi maddi boyutta sürdürülen ilişkiler de vardır tabii ki. Kimisi çıkarlarını gözetmek peşine düşer kimi akışına bırakır. Elbette ölçmek zordur kim ne bekler, ne ister ve karşılığında ne verir? Dedim ya gizli anlaşmalardır ve bazen mantıklı bazen sezgisel adımlarla pekiştirilir.
     Ben, bu ilişki meselesine biraz duygusal açıdan yaklaşıyorum sanırım. Yanımda olduğunda huzur bulduğum, eğlenebildiğim, rahat edebildiğim, güvenebildiğim kişilerle birarada bulunmayı tercih ediyorum. Dolayısıyla, insanlarla kurduğum ilişkiler bu ve benzeri kıstaslara göre şekilleniyor. Benzer yaklaşımdaki insanların beklentileriyle uyuşuyorsa, ilişki de tadından yenmez oluyor.
     Her birimizin farklı özellikleri var sonuçta. Anlaşmazlığa düştüğümüz bir çok nokta olması da kaçınılmaz. Bazen benim gördüğümü karşımdaki göremiyor ya da onun yakaladığını ben kaçırmış olabiliyorum. Burada da iletişebilmek yani iletişim kurabilme becerisi giriyor devreye.Her konuşma, her diyalog iletişim kurabildiğiniz anlamına gelmiyor tabii ki. Karşıdakine nüfuz edebilmek önemli olan. Bu da empati yapabilme, anlayışla yaklaşabilme ve tahamül edebilme yeteneğini gerektiriyor.
     Biriyle birlikte yaşamak zor zanaat kabul ediyorum. Özgürlük alanınız, rahatlık alanınız, kişiye göre değişse de, daralıyor haliyle. Bu da keyif aldığınız ilişkinin bedeli oluyor diyelim. Hayatımızın hangi alanında sınırsız özgürlüğe sahibiz ki zaten? Günümüzün büyük bir zaman dilimini para karşılığı harcarken mi mesela? Rahat ve standartları yüksek bir hayat sürebilmek için nelere katlanmıyoruz ki, sevdiğimiz, keyifle vakit geçirdiğimiz insan için katlanmayalım.
     Diğer başka tür ilişkilerde olduğu gibi evlilikte de asıl mesele prensiplerinizi (prensipleriniz varsa tabii) aşmadan, karşılıklı bazı şeylerden feragat edebilme meselesi bana kalırsa. Karşınızdakinin değerlerini hiçe saymadan hareket edebilmek, her istediğinizin olması şımarıklığından ve benin dediğim doğru tavrından çok daha saygın bir duruş benim gözümde. Benim mottom mutlu edersen mutlu olursun üzerine kurulmuş durumda. Ve biliyorum karşımdaki kişi de bunun farkındalığına sahip. Mutlu olmuyor ya da mutlu edemiyorsanız, çiçek yetiştirmeniz daha evladır. Doğru insanı bekliyorsanız hala, boşa yorulmayın çünkü o gelmeyecek. Ya doğru insan olursunuz tez elden ya da doğru insanı arar durursunuz.
  Evlenin, evlenmeyin, ilişkiler kurun ya da kurmayın mesele tanımların çerçevesinden ziyade içine doldurduğunuz resimlerle ilgilidir diye düşünüyorum.
     İçimizdeki seslere kulak kesilirsek eğer, birliktelikler güzeldir. İçinden çıkılmaz muammalara dönüştürmek, hayatımızın derslerini almak elimizde olduğu gibi keyifli bir hayat sürmek de elimizde. Ben doğru insan olmayı seçiyorum, şimdiki ilişkim ve bundan sonraki hayatımın sıhhati temennisiyle.
      

Bir Cevap Yazın